Author Archives: webmaster

Sünnet

SÜNNET NEDİR, KAÇ YAŞINDA NASIL YAPILMALI?

İdrar yolu iltihabı geçiren 1 sünnet olmuş çocuğa karşın, 10  sünnet olmamış çocuk saptanmıştır. Sünnetin faydalarını pratik olarak şöyle sıralayabiliriz. Eğer bebeğinize mutlaka sünnet yaptıracaksanız; bebeğinizin sağlığı sizin için önemli ise, 2 yaşından sonra sünnet yapılması uzmanlar tarafından önerilmektedir. Sünnet kıyafetinin yakışması, çocuğun sünnet merasimlerinden zevk alması, tüm ilginin odağında olduğunu hissetmesi ve hatta azıcık acı çekmek (ilerde torunlarına anlatacak bir şeyler olması), hediye almak, çocuk için ve hatta tüm aile için önemli olabilir. Bu sebeple, bazen, hekiminizin kararı ile de sünnet geciktirilebilir.

SÜNNET KAÇ YAŞINDA YAPILMALI?

Klasik görüş sünnetin erken yaşlarda yapılmasıdır. Pipide damarlanma çok olmadığı için sünnet sırasında kanama pek olmaz. Çocuklarda yara iyileşmesi çabuk olduğu için sünnet yarası çabuk iyileşir. Sünnet derisi darlıklarında acil sünnet gerektirecek durum önlenmiş olur Yeni doğanda kişilik gelişmediği için sünnet sonrası psikolojik olumsuz etki önlenmiş olur.

SÜNNETİ KİM YAPMALI?

Sağlıklı bir sünneti uzman doktorun yapması gerekmektedir. Böylece birçok sünnet hatasının önüne geçmiş olunur. Sünnetin bir uzman doktorun yapmasındaki faydalar şunlardır: Çocukta kan durmaması gibi bir hastalık varsa (hemofili) bu hastalıktaki yan etkiler verilecek ilaçlar ile önlenir. Uzman doktor tarafından yapılmışsa hatalı sünnet olasılığı azalır. Cerrahi aletler çok iyi streril edildiği için çocuğun hepatit b, hepatit c kapma olasılığı azalır. Sünnet derisinin gereği kadar alındığı için penisin ileri yaşlarda büyümesi ve gelişimi normal olur. Sünnet ağrı giderici ilaçlar altında yapıldığı için çocuk ağrı duymaz. Sünnet yarası dikildiği için yara iyileşmesi daha çabuk olur. Köy sünnetçilerinin yapacağı sünnette çocuk ağrı duyacağı için çok huzursuz ve hırçın olur ve zapt edilmesi daha zordur. Bu nedenle çocuğun psikolojisi bozulur.

SÜNNET NASIL YAPILMALI?

Yıllar boyunca sünnet çeşitli şekillerde yapılmıştır. Yahudiler ortası yarık madeni bir levha (Barzel) kullanırken Osmanlı devrinde her doktorun kendi ismi ile anılan kıskaçları kullanmayı tercih etmişlerdir.

SÜNNET HATALARI:

Sünneti ehli olmayanlar yapınca sünnet hatalarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Acele ile yapılan hijyene dikkat edilmeyen sünnetlerde yan etkiler ve hatalar çoktur. Hatalı sünnetler peniste kalıcı hasarlara ve cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olurlar. Uygun olmayan sterilizasyon şartlarında hepatit ( sarılık ) ve birçok mikrobik hastalık bulaşabilir. Bu hastalıklar ölümle dahi sonuçlanabilecek ciddi hastalıklardır. Ülkemizde hepatit b sıklığı yaklaşık % 10 dur. Çok iyi arınık edilmemiş cerrahi aletlerle yapılacak sünnette çocuğun hepatit b, hepatit c ile hastalık kapma olasılığı % 10 dur. Bu nedenle cerrahi aletlerin çok iyi arınık edildiği, güvenilir bir kişiye sünnet yaptırılması gerekir. Sünnetlilerde penis başı hassasiyeti olmayanlara göre daha azdır. Sünnet derisinin gereğinden çok alınması penisin ileri yaşlarda büyümesi ve normal gelişimine olumsuz etki edebilir. Glans penis ile shaft penis arasında oluşabilen cilt köprüleri: ereksiyon esnasında ağrıya ve şekil bozukluğuna yol açar. Cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Kist:düzgün dikiş atılmamasına bağlı oluşurlar. Enfekte olabilirler ve cerrahi olarak düzeltilmelidirler. Fistul:idrar kanalı ile cilt arasında oluşan bir kanaldır. Cerrahi olarak düzeltilebilir. Meatit:% 30 sıklıkla görülür. Bezin az değiştirilmesine bağlı, amonyak irritasyonu sonucu oluşur. Meatus ülseri ve darlığına yol açabilir. Tam veya tama yakın penis kaybı His kusurları Sünnet derisinin az kesilmesi: çok sık görülür. Mahsuru yoktur. Gerekirse 2 cif bir işlem ile fazlalık kesilir. Penis başının kesilmesi: dikkatsizlik sonrası oluşur. Tamiri çok güçtür. Tam kesiklerde protezden başka çare yoktur. Penis başı altındaki derinin fazla kesilmesi ile buradaki dış idrar yolunun da beraber kesilmesi. Çocuk idrarını penis başı alt yüzünden yapmaya başlar. Kanama:sık görülür. Tedavide sünnet yarası açılır kanayan damarlar tutulur. Penis kangreni:sık olmamakla beraber penisin sıkı bağlanması sonucu oluşur. İdrar dış deliği penisin alt kısmında olduğu durumlarda (hypospadias = yarım sünnetli doğma) sünnet yapmamalıdır. Çünkü bu çocuklara bir ameliyat gerekmektedir. Bu ameliyat ile idrar dış deliği penisin uç kısmına alınır. İşte ameliyat esnasında sünnet derisi kullanılacağı için bu çocuklar sünnet edilmezler. Bunu bilmeyen sünnetçi yanlışlıkla sünnet ederse çocuğun ameliyat başarı şansını kaybettirir. Temizliğe ve hijyene dikkat edilmezse iltihaplanma meydana gelir. Cerahat toplar bu da çocukta ateşin yükselmesine sebebe olur. Titreme, bulantı ve kusmalar meydana gelir.Penis başı aşırı duyarlığı: sünnetten sonra 3 ay kadar sünnet başında aşırı duyarlılık oluşabilirse de bu zaman içerisinde kaybolur. Sünnet sonrası sıkı bandaja bağlı olarak idrar yapamama durumu olabilir. Ne kadar basit görünürse görünsün hiçbir cerrahi işlem basit değildir ve zaman çok komplike hale gelebilir. Küçümsenmeden ve temel cerrahi ilkeden ödün vermeden yapılmalıdır. Dolayısıyla en ideal olanı sünnetin deneyimli cerrahlar tarafından yapılmasıdır. Ancak bu uygulamayı pratiğe taşımak mümkün değildir. Bu durumda bu konuda eğitim almış, cerrahi ilkeler konusunda deneyimli, yardımcı sağlık personeli tarafından da sünnet yapılır hale gelmiştir. Bu kişilerin bu konuda eğitim ve deneyimleri olduğu sürece sorun yoktur ancak bu kişilerin kesinlikle eğitimleri onaylanmalı ve denetlenmelidir. Ülkemiz için önemli sorunlardan biri de toplu sünnetlerdir. Toplu sünnet uygulamalarında cerrahi ilkelerden ve asepsiden ödün verilmekte, önemli komplikasyonlara neden olunabilmektedir.

SÜNNET SONRASI DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR:

Baticon ile pipi boyandıktan sonra Furacin el değmeden pipi merhemlenmelidir. Hastanede sarılan sargılar ilk idrar ile atılmalıdır. Atılamaz ise yapışabileceğinden çıkarmak zor olabilir. Çevresindeki yapıştırıcılara alkollü pamuk dokundurulması gevşemesini sağlayacaktır. Bu halde de pansuman kendini bırakmaz ise, steril izotonik solüsyon ile ıslatılması faydalı olabilir. Pansumanın ilk çıkma anlarında hafif kanama ve ağrı olabilir. 5?10 dakikada geçecektir. Sünnet külotu yara yerinin kurumasından sonra faydalı olabilir. Ancak yara tam kurumadan ortamın nem oranını artırmasından dolayı iltihabi durumları artırdığı bilinir. Kanama:İlk 24 saatte sızıntı tarzında kanama doğaldır. Ancak damlama tarzında ve silindiğinde hemen yenisi ile dolan kanama müdahaleyi gerektirebilir.Ikınma ile kanama dozu artabilir. Bu durumda 30 dakika kadar beklenmelidir. Kanama buna rağmen durmaz ise hastaneye başvurmalıdır. Banyo:Aksi söylenmemiş ise 4-5. gün banyo yapılabilir. Her gün banyo yapmak pipinin hızla toparlamasına yardım eder. Banyo öncesi vücut silinebilir. Ilık banyo pansuman işlevi görür. Ayakta duş alma tarzında yapılmalı ve pipiye fazladan işlem yapılmamalıdır. Dikişler banyoda kendi düşer. Almak gerekmez. Yara iyileşmesi: Her türlü yaranın iyileşmesinin tamamlanması 4 haftayı bulur. Ancak istenen güzellikte yara iyileşmesi 7. gün civarında gerçekleşir. 48 saati geçen dönemde ağrı ve kızarıklık varlığı iltihaplanmadan dolayı olabilir.Yapışık sünnet derisine bağlı olarak pipi ucunda kabuk oluşabilir. Banyo ile geçer.Minik şişlik, kızarıklık ve morluklar cerrahi işleme bağlı olup, 7 gün kadar sürebilir. Sünnet sonrası pipi ucunu koruyucu rolü olan deriyi kaybetmek, pipinin hassasiyetini artırabilir. Bu durumun 4 ay sürdüğü gözlenebilmektedir. Sünnet sonrası ateş olmaz. 37.2 0C den fazla ateş bu pipinin iltihap kaptığını gösterebilir. Sünnet sonrası rutin antibiyotik kullanmak gerekmez. Ancak iltihabi durum varsa doktorunuz reçete edecektir. Sünnet sonrası kontrol yoktur. Ancak istenen hergün hastanemize başvurulabilir.

EVDE YAPILACAKLAR:

Aynı gün: Ağrı kesici ve 4-5 kez pansuman(furacin ve baticon ile)

Ertesi gün: Ağrı kesici ve 4-5 kez pansuman.İkinci gün: 3-4 kez pansuman ve gerekirse tek tip ağrı kesici.

Üçüncü gün: Üçüncü günden itibaren hergün Banyo. Belki son kez pansuman.

Dördüncü  gün: Mersol uygulaması ile yara yerinde kurutma işlemleri.

Kızılay 149 Yaşında

1-7 Nisan Kanser Haftası

Vücuttaki dokulardan birine ait bir veya birkaç hücrenin normal özelliklerinin dışında bir değişim göstermesi ve kontrolsüz çoğalması ile meydana gelen kanser, çağımızın en önemli hastalıklarından biridir ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kansere bağlı ölümlerin çoğu bu kontrolsüz çoğalan hücre topluluklarının hayati organlarda oluşturduğu hasarlar ve fonksiyon bozuklukları sonucu geliştiğinden, hastalığın erken dönemde yakalanarak tedavi edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu amaçla çeşitli tarama ve erken tanı yöntemleri geliştirilmiştir. Bu önemli sağlık sorununa kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve toplumun kansere yönelik bilincinin arttırılması amacıyla Nisan ayının ilk haftasında “Kanser Haftası” başlığı altında çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Bu sayede kanserle savaşa yönelik ilginin ve farkındalığın canlı tutulması amaçlanmaktadır. Kanserin temel tedavi yöntemleri arasında cerrahi tedavi, kemoterapi, radyasyon tedavisi ve hormonoterapi gelmektedir. Son yıllarda geliştirilen ve kanserli hücrelerin moleküler özellikleri belirlenerek kişiye özgü tedavi imkanı sağlayan hedefli tedaviler ve akıllı moleküller ise hastalığın doğal seyrini tamamen değiştirmiştir. Güncel tedavilerin her geçen gün artması ile kanseri hipertansiyon veya diabet gibi kronik bir hastalık durumuna getirme çabaları sonuç vermeye başlamıştır. Ancak tüm bu gelişmelere karşın kanser halen ölümcül bir hastalık olarak ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaya devam etmektedir. Bu noktada kanserin tedavisinden daha önemli bir noktaya dikkat çekmek önemlidir; bu da kanserden korunma ve erken teşhistir. Sigara, dengesiz beslenme, obezite ve kontrolsüz olarak güneş ışınlarına maruziyet kansere neden olan faktörlerin %90′ ını oluşturmaktadır. Bu nedenle sigara içilmemesi, eğer içiliyorsa derhal bırakılması, doğal ve dengeli beslenmenin tercih edilmesi, fazla kiloların verilmesi ve düzenli egzersiz yapılması, güneş ışığından optimal yararlanılması ve aşırıya kaçılmaması kanserden korunmada alınacak temel önlemlerdir. En az ‘KANSERDEN KORUNMA’ kadar önemli olan bir diğer kavram ‘ERKEN TANI’ dır. Toplumdaki alışılagelmiş kanaatin tersine erken teşhis konduğu takdirde kanser bütünüyle tedavi edilebilir bir hastalıktır. Birkaç istisna dışında hemen hemen bütün kanser türlerinde hastalığın erken dönemde yakalanması yarar sağlamaktadır. Günümüzde tanı yöntemlerindeki gelişmelerin artması bir çok kanser türünün daha erken evredeyken yakalamanmasına olanak tanımaktadır. Bu amaçla en sık görülen kanser türleri olan meme, serviks (rahim ağzı), prostat, cilt ve kolon-rektum (barsak) kanserlerine yönelik tarama programları uzun yıllardır ülkemizde ve dünyada kullanılmaktadır. Yılda bir kez yaptırılacak çok basit ve ekonomik tetkikler olan olan mammografi, smear testi ve PSA testi ile sırasıyla meme, serviks ve prostat kanserinin erken tanısı ve kesin tedavisi mümkündür. Yine hem kadınlarda hem erkeklerde periyodik olarak uygulanacak dışkıda gizli kan testi ve endoskopik inceleme (kolonoskopi) kolon-rektum kanserinin, düzenli dermatolojik muayene ise cilt kanserinin erken tanısına olanak sağlamaktadır. Kanserden korunmak kanser tedavisinden her zaman daha kolay ve daha ucuzdur. Kanserle ilgili bildiklerimizin artması ve erken tanı-tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile artık kanserle mücadelede daha güçlüyüz.

Bu yüzden diyoruz ki:
Kanser önlenebilir bir hastalıktır! Erken teşhis hayat kurtarıcıdır!

Çanakkale Zaferinin 101. Yıl Dönümü Kutlu Olsun

Türk Milletinin destan yazarak, tarihe adını altın harflerle yazdırdığı Çanakkale Zaferinin 101. Yıl dönümünü  kutluyor, bizlere bu büyük zaferin gururunu yaşatan başta Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle anıyoruz.

Palyatif Hasta Bakımı ve Hastane Enfeksiyonlarının Önlenmesi Konulu Eğitim Verildi

Hastanemiz Enfeksiyon Kontrol Komitesi 10.02.2016 tarihinde , Dahili Yoğun Bakım Ünitesi , Dahiliye Servisi ve Palyatif Bakım Ünitesinde çalışan tüm sağlık personelimize Palyatif Hasta Bakımı ve Hastane Enfeksiyonlarının Önlenmesi” konulu eğitim düzenledi. Eğitimde Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm.Dr.Nur ÜRKÜT tarafından “ASPİRASYON UYGULAMALARI” , Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Hem.Dilek ÇAKIR tarafından “NOZOKOMİAL PNÖMONİNİN ÖNLENMESİ” , Palyatif Bakım Ünitesi Sorumlusu Hemşire Neslihan YILMAZ tarafından “PALYATİF HASTADA HEMŞİRELİK BAKIMI” , Evde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Sağlık Memuru Murat KOCA tarafından “BASINÇ YARALARI EVRELERİ ve BAKIMI”, Fizyoterapist Fatih KARA tarafından “YATAĞA BAĞLI HASTALARDA ALTERNETİF POZİSYONLAR” , Beslenme Hemşiresi Fatma ATA tarafından “ENTERAL BESLENME” ve Enfeksiyon Kontrol Hemşiresi Derya HASANÇEBİ tarafından “NOZOKOMİAL ÜRİNER SİSTEM ENFEKSİYONLARI – DAMAR İÇİ KATETER ENFEKSİYONLARI – EL HİJYENİ” konularında eğitim verilmiştir.

1 Aralık Dünya AIDS Günü

İlk kez 1980’li yıllarda tanımlanan HIV Enfeksiyonu o yıllardan bu yana tüm dünyada din, dil, ırk, cins, ülke ayırımı yapmadan yayılmaya devam etmektedir. Hastalık korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörlerle damar içi madde kullanımı, gebelik sırasında ve doğum sırasında anneden bebeğe ve kan transfüzyonu yolu ile bulaşabilmektedir. Bu geçiş yolları nedeni ile HIV enfeksiyonu, erişkinlerin yanı sıra, tüm yaş gruplarında görülebilmektedir.Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2014 yılı raporuna göre; dünyada 2014 yılı içinde yaklaşık 2 milyon kişinin HIV’e yakalandığı, dünyada 36,9 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,2 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğü belirtilmektedir.Uluslararası hastalık ile mücadelede; Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı kapsamında Küresel Hedefler belirlenmiştir. Söz konusu Küresel Hedefler doğrultusunda; tüm dünyada AIDS İlişkili Ölüm sayısının, 2020 yılında 500.000, 2030 yılında 200.000’e düşürülmesi, HIV ile enfekte olduğu tespit edilen kişilerin %90’ının tedaviye erişiminin sağlanması ve tedavi görenlerin %90’ında viral supresyonun sağlanması gerekmektedir. Hastalığın önleme çalışmaları kapsamında ise; yeni HIV enfekte vaka sayısının %75 azaltılması, HIV enfekte yenidoğan sayısının sıfır olması hedeflenmektedir. Bu hedeflere ulaşmada her türlü ayrımcılığın engellenmesi; HIV ile yaşayan veya etkilenen kişilerin kendi toplumları içinde eşit koruma ve sağlık hizmetine erişim hakkına sahip olması temel yaklaşım olarak benimsenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü bu Küresel Hedeflere paralel olarak 2020 yılı için ortak hedefler belirlemiştir. 90-90-90 Hedefleri olarak adlandırılan bu hedefler; genel popülasyonda bulunan HIV (+) bireylerin nüfusunun tahmin edilmesi sonrasında: • Tahmin edilen HIV(+) nüfusun %90’ının tespit edilmesi • Tespit edilen HIV(+) lerin %90’ının tedaviye erişiminin sağlanması • Tedaviye erişenlerin %90’ının viral yükünün suprese olmasıdır. Ülkemizde 1985 yılından bu yana HIV/AIDS enfeksiyonu görülmektedir. 1985 yılından bu yana 31 Aralık 2014 tarihi itibari ile doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirimi yapılan toplam vaka sayısı 9.582 dir. Kasım 2015 tarihi itibarı ile yapılan bildirimlere göre AIDS insidansı yüzbinde 0,15 olarak tespit edilmiştir. 2014 yılı, tanı konularak bildirimi yapılan HIV/AIDS vaka sayısı 1967’dir. Bildirimi yapılan vakaların %75’i erkek, %25 i ise kadındır. Vakaların %16’sının yabancı uyruklu olduğu, bulaşma yollarına göre değerlendirme yapıldığında % 52’sinin cinsel yolla bulaştığı tespit edilmiştir. Ülkemiz HIV/AIDS hastalığı açısından uluslararası değerlendirmelerde vaka sayılarında artış olmakla birlikte düşük prevalanslı ülkeler arasında yer almaktadır. Enfeksiyona yönelik 1985 yılından günümüze yürütülen çok yönlü programlarla HIV/AIDS hastalığının insidansının azaltılması amaçlanmaktadır. Bulaşıcı hastalıkların ihbarı ve bildirim sistemi doğrultusunda, HIV/AIDS vakalarının bildirimleri zorunlu olmakla birlikte, hasta kişilerin damgalanmalarını engellemek amacıyla,birimlerimiz tarafından tanı konulan hastaların bildirimleri mahremiyetlerine özen gösterilerek yapılmaktadır. Ülkemizde HIV enfeksiyonunun varlığını saptamak amacıyla riskli davranışları olan kişiler ve şikayeti olan herhangi bir kişi istediği sağlık kurumuna başvurması durumunda testleri yapılmakta ve test sonucunun pozitif çıkması halinde hasta takip ve tedaviye alınmaktadır. HIV/AIDS vakalarının tanı ve tedavi giderleri sosyal güvenlik uygulamaları kapsamında karşılanmaktadır. Hastalığın tam anlamıyla tedavisi bulunmamakla birlikte uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümler azalmakta ve kişiler yaşantılarına devam edebilmektedir. Bununla birlikte uygulanan ilaç tedavisi ile bulaşıcılık azalmakta, gebelik sırasında uygulanan tedavi ile birlikte HIV(+) anneden hastalık bulaşması engellenmekte HIV(-) bebek doğabilmektedir. HIV enfeksiyonu önlenebilir bir hastalıktır ve diğer hastalıklarda olduğu gibi korunma önlemleri tedaviden çok daha etkili ve ucuzdur. En sık görülen bulaşma yolu cinsel temasla olduğu için bu yolla korunma büyük önem taşımaktadır. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır. Diğer bir bulaş yolu olan kan ve kan ürünleri ile olan bulaşmaya karşı korunma amacı ile 1987 yılından beri de ülkemizde kan ve kan ürünleri HIV yönünden test edilmektedir. Organ ve doku nakilleri öncesinde gerekli testlerin yapılması HIV geçiş riskini en aza indirmektedir. Ayrıca, dövme ve piercing gibi uygulamaların temiz ve steril koşullarda yaptırılması, vücuda takılan delici, kesici özellikli takılar ortak kullanılmaması, tek kullanımlık steril enjektör kullanılması HIV bulaşma riskini azaltmaktadır.Hastalık, virusu taşıyan kişilerle birlikte oturmak, yemek yemek, aynı iş yerinde çalışmak, aynı okulda okumak, el sıkışmak, öpüşmek, tokalaşmak, telefon, kitap, defter gibi araçları, ortak duş-banyo alanlarını ve tuvaletleri ortak kullanmakla bulaşmaz. Ülkemizde; HIV/AIDS hastalığının yayılımının önlenmesi hedefiyle toplumda ve yüksek riskli davranışta bulunan gruplarda korunma ve önleme çalışmalarına öncelik verilmesi, HIV ile yaşayan kişilere yönelik ayrımcılık ve damgalanmanın önlenmesi, şüpheli teması olan kişilerin HIV/AIDS hastalığı, bulaşma, korunma yolları konusunda bilgilendirilmesi ve doğru yönlendirilmeleri, HIV ile yaşayan kişilerin tedaviye kolay ve kesintisiz biçimde ulaşmasının sağlanması, sosyal destek, bakım olanaklarının iyileştirilmesi ve yaşam kalitelerinin arttırılması için çalışmalar yürütülmekte ve yeni çalışmalar planlanmaktadır. Bakanlığımız, etik kurallar ve insan haklarını gözeten yaklaşımlar doğrultusunda ve DSÖ öneri ve uygulamaları takip edilerek, konunun tüm taraflarını kapsayacak bir bakış açısı ile çalışmalarını işbirliği ve dayanışma içinde sürdürmeye devam etmektedir.

“VİRÜSLE SAVAŞMANIN EN ETKİLİ YOLU, ONDAN KORUNMAKTIR.”

Hekim ve Hemşirelere Sepsis Konulu Eğitim Verildi

Kamu Hastaneleri Kurumu Trabzon Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’nin organize ettiği SEPSİS konulu eğitim,hastanemiz toplantı salonunda Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr.Ahmet BEŞİR tarafından verildi.

3-9 Kasım Organ Bağış Haftası

Ülkemizde 03-09 Kasım tarihleri arası “Organ Bağışı Haftası’’ olarak belirlenmiştir. Organ Bağışı: Kişi hayatta iken, kendi iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisinde kullanılmasına izin vermesidir. Ülkemizde  20.000 i aşkın kişi hayatlarını devam ettirmek için organ nakline ihtiyaç duymaktadır. Özellikle kalp ve karaciğer nakli bekleyen hastalar uygun ve yeterli verici olmaması nedeniyle kısa süre içinde hayatlarını kaybetmektedir. Yine Şeker Hastalığı, Hipertansiyon gibi kronik hastalıkların sonucunda oluşan özellikle Böbrek Yetmezliği her geçen gün artan vaka sayısı ile ülkemiz için kanayan bir yaradır. Bugün Böbrek Nakli için bekleyen 17.997 hastamız vardır. Ülkemizde 29.05.1979 tarihli 2238 sayılı kanun ile “Organ ve Doku Nakli Hizmetleri” yürütülmektedir. 2011 yılı için Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 20.169 kişi nakil için sıra beklerken 2011 yılında sadece 320 tane Organ Bağışı yapılmıştır. Birçok hasta bağışlanmış bir organ beklerken ölmektedir. Başarılı bir nakilden sonra ise kişiye gerçek bir yaşam armağan edilmiş olur. Hayatta iken kişiler kalp, böbrek, karaciğer,akciğer, pankreas, incebağırsak, kornea, kas, kemik iliği gibi organlarını bağışlayabilirler. 18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde olan bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için vericinin en az 2 tanık önünde bilinci açık ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı, imzalı veya sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın hekim tarafından imzalanması gerekir. Organ Bağışında bulunan kişilerin Organ Bağışı Kartlarını üzerlerinde taşımaları ve aile yakınlarına konu ile ilgili bilgi vermeleri gerekir. Çünkü kişide beyin ölümü gerçekleştiğinde akrabalarının organ bağışı için karar vermeleri gerekmektedir. Halkımızın organ bağışı konusunda hassasiyetlerinin artması, ancak bu saye de ; bizlerin de ihtiyacımız olduğunda organ bulunabileceği açıktır. Ne yazık ki bizler ancak alıcı durumuna gelince bağışın önemini fark edebiliyoruz. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası önderliğinde tüm halkımızın organ bağışında katılımlarını gönülden desteklemekteyiz.

Bağışlanan Her Organ Filizlenen Bir Hayattır

Palyatif Bakım Merkezimiz Hizmete Girmiştir

PALYATİF BAKIM, yaşamı tehdit eden hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan sorunlarla karşılaşan hastalarda ağrı ve diğer semptomları erken tanımlanması, değerlendirilmesi, hasta ve aile bireylerine tıbbi, psikolojik, sosyal ve manevi destek verilmesi, acılarının hafifletilmesi ya da önlenmesi ve yaşam kalitesinin geliştirilmesinin amaçlandığı bir yaklaşım olup; bu amaç doğrultusunda hizmet vermek üzere hastanemizde altı yatak kapasiteli Palyatif Bakım Merkezimiz hizmete girmiştir.

Palyatif Bakım Merkezimizde;
Ağrının giderilmesi, 
• Bulantı, kusma şikayetlerinin önlenmesi, 
• Halsizlik ve diğer semptomların giderilmesi,
• Beslenme desteği sağlanması, 
• Solunumun rahatlatılması, 
• Hasta ve yakınlarına psikolojik ve sosyal destek sunulması,
• Hastanın konforu ve bakımının sağlanması,
• Hasta ve ailenin eğitilmesi, 
• Hastanın fonksiyonel durumunun arttırılması temelli bir tedavi yaklaşımı benimsenmektedir.

Palyatif Bakım Gerektiren Hastalıklar Kanser Hastalıkları Motor Nöron Hastalıkları Alzheimer Hastalığı ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) MS (Multipl Skleroz) Musculer Distrofi Parkinson Hastalığı Felçler İleri Dönem Organ Yetmezlikleri (Kalp, Akciğer, Böbrek, Karaciğer), AIDS Çocuklarda Genetik ve İlerleyici Hastalıklar

Sağlıkta Şiddeti Kınıyoruz!

KAMUOYUNA DUYURULUR

Ülkemizin güçlü yarınlara daha sağlıklı bir toplum temelinde ulaşabilmesi adına, hekiminden ebe ve hemşiresine, eczacısından teknisyenine ve memuruna yaklaşık 700 bin kişilik çalışanıyla sizlerin sağlığı için emek veren büyük bir ailenin mensuplarıyız.

Sunduğumuz hizmetin hakkaniyeti, niteliği ve her şeyden önce sürdürülebilirliği için bu açıklamayı temsil ettiğimiz sağlık camiası adına medyamız aracılığıyla sizlerin takdirine sunuyoruz.

Son günlerde manidar bir şekilde gündem oluşturan ve maalesef değerli meslektaşımız Op.Dr. Kamil Furtun’un görevi başında vahşice katledilmesiyle farklı bir boyut kazanan saldırılardan, “Sağlık ve Şiddet’* kelimelerinin sıkça yan yana anılıyor olmasından evlatlarınız olarak derin bir endişe ve üzüntü duymaktayız.

Bizlere güvendiniz, okuttunuz, büyüttünüz ve sağlığınızı emanet ettiniz. Bizler de bu emanete en iyi şekilde sahip çıkabilmek, sizlerin güvenini ve emeğini boşa çıkarmamak adına gece gündüz demeden çalışıyor, ter döküyoruz. Sizlere geçmiş yıllarla mukayese edilemeyecek nitelikte, gelişen tıp teknolojilerinin en iyi ürünleriyle donatılmış sağlık tesislerimizde hizmet vermekteyiz.

Ülkemizi sağlık alanında çağ atlatan ve dünyada zirve yarışına taşıyan bu büyük başarı, sizlerin desteği olmadan hizmet sunumunda tek başına yeterli olamayacaktır.

Şifa sunan ellerin sahipleri, her gün yastığa başını koyarken sağlığınız için aldığı kararlan şöyle bir gözden geçirip, vicdanını rahatlatmadan gözlerini kapayamıyor, bundan emin olunuz. Ne var ki, üst üste yaşanan olaylar sizlerin evlatları olan sağlık çalışanlarımızın moral ve motivasyonunu neredeyse tükenme noktasına getirmiş durundadır.

Biz sizlerin sayesinde varız, sizlerin duaları ve desteğiyle ayaktayız. Mesleğimizi icra ederken kin, nefret ve şiddetin diliyle karşımıza çıkanlara en büyük dersi ancak ve ancak hep birlikte verebiliriz. Unutmayalım ki, insan hayatını hiçe sayacak kadar vahşileşen bu çirkin durumun sadece yasal düzenlemelerle sıfır noktasına getirilmesi beklenemez. Bu nedenledir ki;

Şifa veren eller sizlerden kendilerini anlayan yürekler istiyor…

Ve 1 Haziran 2015 Pazartesi sabahı saat 09.00 09.15 saatleri arasında hastanelerimizden yükselen sese kulak vermeye çağırıyor.

 

Şiddeti ve vahşeti reva gören canavarlar kadar, yaşanan şiddet olaylar üzerinden hesap yapıp, insani duygulan istismar edenlere karşı da tüm halkımızı ve sağlık çalışanlarımızı dikkatli olmaya çağırıyoruz.